Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bilinmeze Yolculuk: Hayatın Akışına Güvenmek ve Nil'e Bırakılan Emanet

Karanlığın En Yoğun Olduğu An Şafaktan Öncedir Hayatımızda bazen kontrolü tamamen kaybettiğimizi hissettiğimiz anlar olur. Sanki elimizdeki tüm ipler kopmuş ve bizi meçhul bir akıntı sürüklemeye başlamıştır. Çoğu insan bu anı "son" zanneder. Oysa tarih bize öğretir ki; en büyük hikâyeler, tam da o kontrolü bıraktığımız ve akışa güvendiğimiz noktada başlar. "Peygamber Musa" romanında, bir sonun nasıl muazzam bir başlangıca dönüştüğünü; bir nehrin sadece su değil, aynı zamanda kader taşıdığını anlatmaya çalıştım. Romandan Bir Kesit: Şafak Vakti ve Sessiz Takip Musa'nın Nil'in sularıyla buluştuğu ve ablası Meryem'in o tarihi takibinin başladığı sahne: "Şafak sökerken, Nil’in kenarına indi. Etrafta kimseler yoktu. Büyük kızı Meryem’e döndü ve fısıldadı: 'Sandığı gözden kaybetme. Güvenli bir mesafeden takip et. Bakalım, Rabbinin yazdığı kader, onu nereye sürükleyecek.' O küçük sandığı, Nil’in serin sularına emanet etti. Biricik oğlunu, vaatlerin ...

En Zor Veda: Bir Anne Evladını Kendi Elleriyle Bilinmeze Bırakabilir mi?

Mantığın Bittiği Yerde Başlayan Sınav Annelik, en temelinde "koruma" içgüdüsüdür. Bir anne için evladı, dünyanın tüm tehlikelerinden sakınılması gereken en kırılgan varlıktır. Peki ya kader, bir anneyi evladını korumak için onu tehlikenin içine, azgın sulara bırakmak zorunda bırakırsa? Bu, insan mantığının durduğu, sadece kalbin ve inancın konuştuğu bir kırılma anıdır. "Peygamber Musa" romanında, sadece bir peygamberin doğuşunu değil, o peygamberi doğuran annenin, Yukâbid'in insanüstü imtihanını da ruhumda hissederek yazdım. Romandan Bir Kesit: Sazlıklardaki Veda Musa'nın annesinin, mantığın "ölüm" dediği nehre, kalbinin "kurtuluş" diyerek baktığı anı romanda şöyle tasvir ettim: "Bu nasıl bir imtihandı! Bir anne, kendi elleriyle ciğerparesini azgın bir nehre nasıl bırakabilirdi? Fakat ilhamla birlikte gelen iki büyük vaat – onu geri döndürme ve peygamber yapma vaadi – kalbine bir kalkan gibi giydirildi. Teslimiyet, korkusuna galip ge...

Firavun'un Kibir İmparatorluğu ve Hz. Musa'nın Çıkmazı

Antik Mısır'ın ihtişamı, Firavun'un korkularını gizleyebilir mi? Peygamber Musa romanından 'kibir ve korku' üzerine derin bir okuma ve liderlik psikolojisi analizi. Gücün Görünen ve Görünmeyen Yüzü Tarih boyunca insanoğlu, en büyük anıtlarını aslında en büyük korkularının üzerine inşa etmiştir. Dışarıdan bakıldığında göğü delen piramitler, yıkılmaz surlar ve altın kaplama tahtlar, mutlak bir gücün simgesi gibi durur. Ancak tarihsel biyografilere ve insan psikolojisinin derinliklerine indiğimizde, bu ihtişamın ardında derin bir "hiçlik" korkusunun yattığını görürüz. Güç, çoğu zaman sahibini esir alan bir kafestir. "Peygamber Musa" romanını kaleme alırken, Firavun'u sadece zalim bir hükümdar olarak değil, kendi kurguladığı tanrılık oyununa hapsolmuş trajik ve korku dolu bir figür olarak resmetmek istedim. Romandan Bir Kesit: Mısır'ın İhtişamı ve Firavun'un Karanlığı İşte Antik Mısır’ın o boğucu ihtişamını ve gücün zehirli doğasını anlatan, ...

Arabuluculukta "Seri İş" Düzenlemesinin Tarafsızlığı ve Bağımsızlığı Aşındırıcı Etkisi

Türk hukuk sistemine 6325 sayılı Kanun ile dahil olan arabuluculuk kurumu, uyuşmazlıkların çözümünde sadece hız değil, aynı zamanda tarafların iradi katılımıyla şekillenen bir adalet anlayışını hedeflemiştir. Ancak uygulama sürecinde idari tasarruflarla ihdas edilen "seri iş" kategorisi, kurumun temel ilkeleri üzerinde arabulucunun tarafsızlığı ve bağımsızlığını aşındıran sosyo-ekonomik etkiler yaratmaktadır. 1. Normlar Hiyerarşisi ve Yetki Sorunu 6325 sayılı Kanun’un hiçbir maddesinde uyuşmazlıkların "tekil" veya "seri" olarak tasnif edilebileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Kanun koyucu her uyuşmazlığı "biricik" kabul ederken; idarenin, bir tarife tebliği ile kanunda yer almayan bir kavram yaratıp buna maddi sonuçlar bağlaması, açık bir yetki aşımıdır . İdarenin, arabuluculuk ücretini piyasa aktörlerinin maliyetlerini düşürmek amacıyla bir "sübvanse aracı" olarak kullanması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. İdaren...

The White Cocoon

Alexandria was hot. Not the fertile, heavy warmth of the soil carried by the Nile; this was a sticky heat that drank the sea’s salt, a heat that made even marble sweat. In her sea-facing chamber at the palace on the Lochias promontory, Cleopatra wrestled with two things that weighed down the air: the resinous smoke of burning Kyphi incense, and the weight of the last letter from Rome. She gazed into the shimmering bronze mirror. Its perfectly polished surface did not console like the sweet words of flatterers; it showed the truth itself, even through that bronze-hued mist. And today, truth had vexed her. It was at the corner of her eye. Not yet even a line. But there it was so much more than a trace. It was the first step of the future. The first notch time had carved beneath the skin, heralding the countless others that would follow. It was the declaration of time’s inevitable triumph. Proof that the visage of Isis was fated to fade. Proof that the very weakness Rome sought had begun....

Dava Şartı Arabuluculukta "Masraf İsteme Yasağı"nın Hukuka Aykırılığı

Türk hukuk sisteminde arabuluculuk, özellikle dava şartı olarak kabul edildiği günden bu yana yargının yükünü hafifleten en önemli mekanizmalardan biri haline gelmiştir. Ancak sistemin başarısı, sadece tarafların el sıkışmasına değil, bu süreci yöneten arabulucuların mesleki haklarının ve mali dengesinin korunmasına da bağlıdır. Bugün gelinen noktada, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) ile getirilen bir düzenleme, hukukçular arasında ciddi bir "normlar hiyerarşisi" tartışmasını tetiklemektedir . Bir "Tarife" Kanunu Aşabilir mi? Temel sorun, AAÜT’nin 2. maddesinin 4. fıkrasında gizlidir: “Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez.” . Oysa arabuluculuğun temel dayanağı olan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve ilgili yönetmelik incelendiğinde, arabulucunun masraf talep etme hakkını kategorik olarak yasaklayan hiçbir hükme rastlanmamaktadır. Burada karşımıza çıkan tablo, bir alt normun (Tarife), ü...

Kontrolden Çıkan İHA mı? Kontrol Eden İHA mı?

15 Aralık 2025 tarihinde Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16’ların Türk semalarında düşürdüğü "kimliği belirsiz" hava aracı, sadece bir sınır ihlali değil, modern savaş doktrinlerinin geldiği tekinsiz "gri bölgeyi" işaret ediyor. Strafor ve basit elektronikten oluşan bu ucuz gövdeli araçlar, milyonlarca dolarlık hava savunma sistemlerine karşı nasıl stratejik bir silaha dönüşüyor? Savaş, tarih boyunca demir ve çeliğin çarpışması olarak zihinlerimize kazınmıştır. Oysa günümüzde bu algı, Karadeniz’in suları üzerinden süzülerek gelen köpükten (foam) mamul bir gövdeyle sessizce değişiyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın, kaynağı belirsiz bir hava aracının angajman kuralları gereği düşürüldüğünü açıkladığı olay, basit bir "yazılım hatası" veya "rota sapması" olarak geçiştirilemeyecek kadar derin anlamlar taşıyor olabilir. Düşürülen hava aracına dair görsel veriler Rus menşeili "Gerbera" modeline işaret ediyor. Bu insansız hava aracı (İHA), aslı...

Hz. Musa'nın Hayatını Konu Alan Romanım Çıktı

Bazı hikâyeler vardır; asırlardır anlatılır, kuşaktan kuşağa aktarılır ama her defasında insana dair yeni bir sır fısıldar kulağımıza. Tarihin tozlu sayfalarında donuk birer heykel gibi duran suretlerin ardında, aslında bizim gibi çarpan bir kalp, bizim gibi tereddüt eden bir zihin ve korkuyla umut arasında gidip gelen bir ruh saklıdır. Kitapyurdu Yayıncılık (KDY) aracılığıyla okurla buluşan romanım " Musa Peygamber " , işte bu saklı kalmış "insan"ı arama çabasının bir ürünüdür. Bu romanı kaleme alırken, Hz. Musa’yı sadece mucizelerin, büyük felaketlerin veya devasa tarihsel olayların başrolü olarak resmetmek yanında, sarayın ihtişamından çölün ıssızlığına savrulurken hissettiği yalnızlığı, kardeşiyle birlikte devrin en büyük gücüne meydan okurken yaşadığı içsel gerilimi ve omuzlarına binen o tarifsiz yükü, "içeriden" bir bakışla anlatmak istedim. Bu kitapta, asasını vurduğunda denizleri yaran bir peygamberin heybeti kadar; o asaya dayanarak yürürken yorul...