Ana içeriğe atla

İyilikten Maraz Doğar mı? İnsan Doğasının En Karanlık Yüzü: Nankörlük

Kurtarıcısını Kurban Eden Kurbanlar

"Hiçbir iyilik cezasız kalmaz" sözü, sadece karamsar bir aforizma mıdır, yoksa insan doğasının acı bir gerçeği mi? Tarih boyunca pek çok lider, kahraman veya peygamber; düşmanlarının kılıcından çok, uğruna savaştığı insanların ihanetiyle yaralanmıştır. Korku, sadakati saniyeler içinde yok edebilen en güçlü zehirdir.

"Peygamber Musa" romanında, Musa'nın Mısır'dan kopuşunu hızlandıran asıl darbenin Firavun'dan değil, bizzat kurtarmaya çalıştığı kendi kavminden geldiği anı, sosyolojik bir ibret tablosu olarak resmettim.

Romandan Bir Kesit: Meydandaki Çığlık

Musa'nın, bir gün önce hayatını kurtardığı adam tarafından nasıl ifşa edildiğini anlatan sarsıcı bölüm:

"Fakat İsrailoğlu, Musa’nın kendisine doğru öfkeyle geldiğini görünce... Can havliyle en büyük ihaneti yaptı. Kendini kurtarmak için, kurtarıcısını feda etti. Korkuyla bağırdı: 'Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun?' (Kasas, 19) Bu söz, şehrin en kalabalık meydanına düşmüş bir yıldırım gibiydi." 
(Peygamber Musa Romanından)

Korku, Vicdanı Susturur

Bu satırları yazarken, bir hukukçu olarak sayısız olayda şahit olduğum insanlık halini düşündüm: "Gemisini kurtaran kaptan" olmak uğruna, başkalarını ateşe atanlar... Musa, o adam için prensliğini, konforunu ve güvenliğini riske atmıştı. Karşılığı ne oldu? Bir anlık korkuyla satılmak.

Bu ihanet, Musa için acı bir uyanıştı. O güne kadar "Mısır Prensi" olarak korunaklı bir fanusta yaşayan Musa, sokağın ve insanın gerçek yüzüyle tanıştı. Bazen ilahi kader, bizi en güvendiğimiz dağlara kar yağdırarak yalnızlaştırır. Çünkü büyük bir yola çıkacak olanlar, insanların vefasına değil, sadece Hakk'ın rızasına dayanmayı öğrenmelidir. Musa'nın yalnızlığı, bu ihanetle perçinlendi.

Eğer siz de hayatınızda büyük fedakarlıklar yaptığınız insanlardan nankörlük gördüyseniz, üzülmeyin. Bu, sizi bekleyen daha büyük bir yolculuğun hazırlığı olabilir.

İnsan Doğasına Dair Derin Bir Yüzleşme

İhanetin soğukluğunu, yalnızlığın ağırlığını ve tüm bunlara rağmen yola devam etme azmini okumak için "Peygamber Musa" romanı, kitapçınızda sizi bekliyor.

👉 Kitabı İncelemek ve Satın Almak İçin Kitapyurdu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

G20 İçinde Türk Hukuk Piyasası: Mesleğin Ekonomik Çıkmazı

Her avukat, her hukuk fakültesi öğrencisi ve mesleğe yeni adım atmış her genç, son yıllarda giderek ağırlaşan rekabeti ve daralan ekonomik alanı derinden hissediyor. Büro giderleri, müvekkil bulma zorluğu gibi günlük endişeler, aslında çok daha büyük ve temel bir sorunun günlük hayata olan yansımaları. G20 ülkelerinin hukuk piyasalarını karşılaştırmak için yaptığım araştırma, bu hissiyatı somut verilerle ortaya koyuyor ve Türkiye'deki avukatların içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir netlikle tanımlıyor: Türk avukatlığı, " yüksek rekabet, düşük fırsat " olarak özetlenebilecek bir baskı alanında faaliyet gösteriyor. Bu durum, iki temel veriye dayanıyor: Piyasadaki avukat yoğunluğu ve her avukata düşen ekonomik pazarın küçüklüğü. Sorun 1: Popülist Politikalar ve Kontrolsüzce Artan Rekabet Türkiye, avukatlık hizmetleri piyasası doygunluğu açısından G20'nin en rekabetçi ülkelerinden biri. Ülkemizde her bir avukata sadece 461 kişi düşüyor. Bu oran, bizi ABD, Birleşik Kr...

Hakkında

Bu blog sayfası Şamil Demir'in çeşitli mecralarda yayınlanmış olan yazılarının arşividir. Bu sitenin başka bir amacı yoktur. Şamil Demir 1997 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, 2011 yılında Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk yüksek lisans programından mezun olmuştur. 1998 yılından beri Ankara Barosuna kayıtlı avukattır. 2013 yılından beri Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı arabulucudur. İngilizce bilmektedir. Evli, bir çocuk babasıdır.

Sabahattin Ali’nin Aynası: “Kurtarılamayan Şaheser”

Sabahattin Ali’nin öyküleri denince, çoğu okurda aynı his belirir: Gerçeğin kendisinin yansıdığı berrak bir göl. Kırlangıçların kanat çırpışı kadar doğal, bir köylü kadının iç çekişi kadar derin, bir çocuğun şaşkınlığı kadar sahici bir Türkçedir onunki. Yaşamı olduğu gibi alır, insanın iliklerine yerleştirir ve oradan konuşur. Ama bir öyküsü vardır ki, bu büyük ormanın içinden sivrilen bir ağaç gibi ayrılır: “Kurtarılamayan Şaheser.” Bu metin, Ali’nin külliyatında adeta bir “yan ışık” gibidir. Doğrudan yeryüzünü değil, sanatçının kendi gölgesini aydınlatır. Hayatın doğal akışı değil; yaratımın buz kesmiş, çatlak yüzeyi konuşur burada. Aslında bu öyküyü özel kılan da tam budur: Sabahattin Ali bir anlığına toplumun yansımalarını görmek için kullandığı aynayı doğrudan kendine doğru çevirir ve bir yazar için en zor olanı yapar; kendisine derinlemesine bakar. Aynanın gösterdiği şey ise doğrudan sanatçının içine düştüğü karanlıktır: Eksiklik, tereddüt, kendini kandırma, erteleme, kırgınlık v...