Ana içeriğe atla

En Ağır Yük Sırtta Değil, Kalpte Taşınır: Vicdanın Sesi

Hatadan Sonraki İlk Saniye

İnsanı insan yapan şey hiç hata yapmaması değil; hatasının farkına vardığı ilk andaki tepkisidir. Kibirli insan hatasını savunur, mazeret üretir veya başkasını suçlar. Soylu bir ruh ise mazeretlerin arkasına sığınmaz; kendi vicdanının mahkemesinde kendini yargılar ve hükmü verir.
"Peygamber Musa" romanında, Musa'nın istemeden bir cana kıydığı dehşet anını yazarken, onun kaçışını değil, kendi ruhuna dönüşünü anlatmak istedim.

Romandan Bir Kesit: Ellerine Bulaşan Ölüm

Musa'nın, kazara işlediği cinayetin ardından yaşadığı derin sarsıntıyı ve Rabbine sığınışını şöyle tasvir ettim:

"Musa ellerine baktı. Bu eller, bir can almıştı. O an, bütün öfkesi bir anda söndü. Yerini, buz gibi, kapkaranlık bir pişmanlık ve dehşet aldı. O, bir katil olmuştu. 'Bu, muhakkak şeytanın işidir,' diye fısıldadı. Oradan hızla uzaklaştı. Bir ara sokağa girdi, dizlerinin üzerine çöktü ve bütün ruhuyla Rabbine sığındı." 
— (Peygamber Musa Romanından)

Tövbe, Bir Diriliştir

Bu pasajda dikkat çekmek istediğim detay, Musa'nın "ellerine bakması"dır. O eller, az önce güç ve kudretin simgesiyken, bir anda utancın vesilesi olmuştur. Musa kendiyle baş başayken, "O da br masuma saldırmıştı" demedi. "Ben prensim, üzerini örterim" demedi. Yaptığı hatanın ağırlığıyla dizlerinin üzerine çöktü.
Modern çağın insanı olarak bizler, hatalarımızı "ama"larla savunmaya çok alışkınız. Musa'nın bu tavrı ise bize unuttuğumuz bir erdemi hatırlatıyor: Hata yaptığında, bahanelere değil, Rabbine koş. Çünkü pişmanlık, hatayı silen en güçlü silgidir. Musa'yı "Katil Musa" olmaktan kurtarıp "Kelîmullah" (Allah ile konuşan) mertebesine taşıyan yolculuk, işte o ara sokakta, dizleri üzerine çöküp pişman olduğu an başladı.

Arınmanın ve Yükselişin Hikâyesi

Bir insanın en büyük düşüşünden, en yüce mertebeye nasıl yükseldiğini; tövbenin, gözyaşının ve samimiyetin gücünü hissetmek isterseniz, "Peygamber Musa" romanı size rehberlik edecektir.


Okur Ne Diyor:
















👉 Kitabı İncelemek ve Satın Almak İçin Kitapyurdu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

G20 İçinde Türk Hukuk Piyasası: Mesleğin Ekonomik Çıkmazı

Her avukat, her hukuk fakültesi öğrencisi ve mesleğe yeni adım atmış her genç, son yıllarda giderek ağırlaşan rekabeti ve daralan ekonomik alanı derinden hissediyor. Büro giderleri, müvekkil bulma zorluğu gibi günlük endişeler, aslında çok daha büyük ve temel bir sorunun günlük hayata olan yansımaları. G20 ülkelerinin hukuk piyasalarını karşılaştırmak için yaptığım araştırma, bu hissiyatı somut verilerle ortaya koyuyor ve Türkiye'deki avukatların içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir netlikle tanımlıyor: Türk avukatlığı, " yüksek rekabet, düşük fırsat " olarak özetlenebilecek bir baskı alanında faaliyet gösteriyor. Bu durum, iki temel veriye dayanıyor: Piyasadaki avukat yoğunluğu ve her avukata düşen ekonomik pazarın küçüklüğü. Sorun 1: Popülist Politikalar ve Kontrolsüzce Artan Rekabet Türkiye, avukatlık hizmetleri piyasası doygunluğu açısından G20'nin en rekabetçi ülkelerinden biri. Ülkemizde her bir avukata sadece 461 kişi düşüyor. Bu oran, bizi ABD, Birleşik Kr...

Kutsal Emanet: Musa'nın Asası

Topkapı Sarayı’nın en gizemli, manevi ağırlığı en yüksek bölümü şüphesiz Mukaddes Emanetler dairesidir. Has Oda’nın loş sükûneti içinde, asırlar boyunca imparatorlukların kaderine tanıklık etmiş objeler sessizce durur. Romanım Musa Peygamber üzerine çalışırken birkaç defa gittiğim odada uzun uzun seyrettiğim, Hz. Musa’ya izafe edilen o ince, kuru dal parçası gözümün önüne gelir. Pek çok okurun ve tarih meraklısının zihninde aynı soru dönüp duruyor:  Bu asa gerçek mi, yoksa sembolik, temsili bir dal parçası mı? Bir yazar ve araştırmacı olarak cevabım tek cümleye sığmıyor. Çünkü bu sorunun iki ayrı dünyası var: biri tarih ve madde, diğeri hafıza ve inanç: Tarihin ve İnancın Yolculuğu Öncelikle şunu netleştirmek gerekir: Topkapı Sarayı’ndaki asa, müze dekoru niyetiyle sonradan üretilmiş modern bir kopya değildir. Geleneğe göre bu emanet, Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır Seferi’nin ardından İstanbul’a getirilen ve daha önce Memlükler ile Abbasiler döneminde de “Musa’nın Asası”...

Yapay Zekâ Çağında Hukuki Analiz ve İçtihat Aramanın Geçirdiği Dönüşüm

Hukuk, tarih boyunca insan muhakemesinin en sofistike biçimlerinden birini temsil etmiştir. Bir davada emsal aramak, benim neslim için kütüphanede yan yana yeşil Yargıtay Kararları dergilerini tek tek elden geçirmekle yapılırdı. Bugünkünden öte bu faaliyette fiziksel bir çaba da vardı. Hızlı tarama sonunda ayrılan dergiler ise daha ayrıntılı okunur, yüzlerce içtihat arasından doğru kararı bulmak, gerekçelerinin ince nüanslarını yakalamak için yoğun çaba sarf edilirdi. Bunlar hala avukatlık mesleğinin özünü oluşturan en temel zihinsel faaliyetlerdir. Son yirmi yılda avukatlar, ciltler arasında yol alan kütüphane araştırmacılığından, dijital arama motorlarının kullanıcılarına dönüştüler. Lexpera , Kazancı, Sinerji Mevzuat ve İçtihat gibi platformlar, hukuki araştırmayı çoktan dijitalleştirdi; kelime tabanlı arama sistemleri, avukatlara saniyeler içinde binlerce içtihada erişim sağladı. Ancak şimdi, yapay zekâ destekli yeni nesil platformlar, bu yerleşik düzeni de temelden sarsıyor. Pe...