Ana içeriğe atla

Prof. Dr. Erdal Onar’a Saygıyla: Amfiden Ekrana 32 Yıllık Bir Hukuk Dersi

Zamanın akışı ne tuhaf... Bazen bir ömür gibi gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya dek geçer. Tıpkı, Prof. Dr. Erdal Onar ile ilk dersimizi dün gibi hatırladığım 1993 sonbaharından bugüne geçen 32 yıl gibi.

1993 yılının sonlarında, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi henüz yeni açılmıştı; kendine ait bir binası bile yoktu. Eğitim Fakültesi’nin içinde, emanet bir tabela ve bir derslikle eğitim hayatımıza başlamıştık. Çoğunluğu Ankara Hukuk’tan gelen hocalarımız, fakültenin bu ilk adımlarında hiçbir acemiliğe izin vermediler. Ankara Hukuk'ta ne anlatılıyorsa, sınavlarında ne soruluyorsa biz de aynısını gördük; bize aynı emek ve içtenlikle yaklaştılar. Nice değerli hocamız arasında, adını her zaman saygı ve özlemle andığım Erdal Hocam'a kalbimde ve hatıralarımda daima en güzel köşeyi ayırmışımdır. Kendisi de anayasa hukukçusu olan eşime sık sık, "Keşke birkaç dersini izlesen... Ne muhteşem bir insan! Havası, duruşu, tarzı bambaşka, mutlaka feyz almalısın," demişimdir.

Geçenlerde LinkedIn’deki bir duyuruda, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Açılış Dersi’ni Prof. Dr. Erdal Onar’ın vereceğini gördüm. Orada olamamanın burukluğunu yaşarken, ders kaydının YouTube’da yayımlandığını öğrenince büyük bir heyecanla doldum. Video, beni tam 32 yıl öncesine, 1993 sonbaharına, o birinci sınıf dersliğine ışınladı adeta.

"Oynat" tuşuna basarken hissettiğim, o gencecik öğrencinin heyecanıydı. Çünkü kürsüdeki bilge ses, benim için yalnızca saygıdeğer bir akademisyen değil, aynı zamanda hukukçu kimliğimin en önemli rehberlerinden biriydi. Doç. Dr. Erdal Onar, 1993 yılında o sıralara oturan biz genç hukuk öğrencileri için Anayasa Hukuku gibi engin bir dünyaya ilk adımı attıran hocamız olmuştu.

1993, Türkiye’nin en karanlık yıllarından biriydi. Bizler, suikastlerin ve katliamların gölgesinde hukuk fakültesinin kapısından içeri girmiştik. Dışarıya dönem dönem hâkim olan şiddet ve kaos ortamında, Anayasa Hukuku dersi bizim için bir sığınak, aklın ve mantığın kalesiydi. O derste öğrendiğimiz her kavram; "devlet", "egemenlik", "hukukun üstünlüğü", dışarıdaki anlamsızlığa karşı tutunduğumuz birer can simidiydi. Ve bu kavramlara ruhunu ve ağırlığını katan kişi de Erdal Hoca’ydı.

Şimdi, 32 yıl sonra, YouTube ekranında o ilk dersi yeniden yaşıyordum. Prof. Dr. Erdal Onar, 1993'te başlayıp 15 yıl boyunca ders verdiği kürsüde, yeni bir eğitim yılının açılışını yapıyordu. Konu, yine en temel, en kurucu kavramdı: "Devlet Kavramı". Onu dinlerken, yılların bedeninde bıraktığı izlere rağmen o canlı örneklerinin ve tiyatral anlatımının hiç değişmediğini fark ettim. Bu video, benim için nostaljik bir yolculuktan ibaret değildi. Bir hocanın binlerce öğrencisine aktardığı bilincin ne kadar derine kök saldığını bir kez daha hissettim. Bir ömrünü hukukun üstünlüğüne, anayasal ilkelere ve kendi deyimiyle "öğretmenliğe" adamış bir bilim insanının, yıllar sonra bile yeni nesillere aynı şevkle yol gösterme heyecanını gözlerinde gördüm. Bu, bilginin, bilgeliğin ve bir o kadar da mütevazılığın en saf haliydi.

Anayasa Hukuku dersi, bizlere bir mesleğin temelini atmaktan çok daha fazlasını yapmıştı; en sıkıntılı zamanlarda bile doğru yolu gösterecek bir pusula vermişti. 32 yıl sonra, bir YouTube videosuyla o pusulanın hâlâ ne kadar sağlam ve güvenilir olduğunu görmek, içimi derin bir huzurla doldurdu.

Ekrandaki ders bittiğinde, aklımda tek bir düşünce vardı: Bugün o sıraları dolduran genç hukukçular çok şanslı. Çünkü onlar da meslek hayatlarına, bir ömrün birikimini taşıyan bilge bir sesin rehberliğinde başlıyorlar. Ve o pusula, aradan geçen onca yıla rağmen, hâlâ tek bir yönü, en doğru yönü gösteriyor:

Hukukun üstünlüğünü ve hukuk devletini.


 


 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

G20 İçinde Türk Hukuk Piyasası: Mesleğin Ekonomik Çıkmazı

Her avukat, her hukuk fakültesi öğrencisi ve mesleğe yeni adım atmış her genç, son yıllarda giderek ağırlaşan rekabeti ve daralan ekonomik alanı derinden hissediyor. Büro giderleri, müvekkil bulma zorluğu gibi günlük endişeler, aslında çok daha büyük ve temel bir sorunun günlük hayata olan yansımaları. G20 ülkelerinin hukuk piyasalarını karşılaştırmak için yaptığım araştırma, bu hissiyatı somut verilerle ortaya koyuyor ve Türkiye'deki avukatların içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir netlikle tanımlıyor: Türk avukatlığı, " yüksek rekabet, düşük fırsat " olarak özetlenebilecek bir baskı alanında faaliyet gösteriyor. Bu durum, iki temel veriye dayanıyor: Piyasadaki avukat yoğunluğu ve her avukata düşen ekonomik pazarın küçüklüğü. Sorun 1: Popülist Politikalar ve Kontrolsüzce Artan Rekabet Türkiye, avukatlık hizmetleri piyasası doygunluğu açısından G20'nin en rekabetçi ülkelerinden biri. Ülkemizde her bir avukata sadece 461 kişi düşüyor. Bu oran, bizi ABD, Birleşik Kr...

Kutsal Emanet: Musa'nın Asası

Topkapı Sarayı’nın en gizemli, manevi ağırlığı en yüksek bölümü şüphesiz Mukaddes Emanetler dairesidir. Has Oda’nın loş sükûneti içinde, asırlar boyunca imparatorlukların kaderine tanıklık etmiş objeler sessizce durur. Romanım Musa Peygamber üzerine çalışırken birkaç defa gittiğim odada uzun uzun seyrettiğim, Hz. Musa’ya izafe edilen o ince, kuru dal parçası gözümün önüne gelir. Pek çok okurun ve tarih meraklısının zihninde aynı soru dönüp duruyor:  Bu asa gerçek mi, yoksa sembolik, temsili bir dal parçası mı? Bir yazar ve araştırmacı olarak cevabım tek cümleye sığmıyor. Çünkü bu sorunun iki ayrı dünyası var: biri tarih ve madde, diğeri hafıza ve inanç: Tarihin ve İnancın Yolculuğu Öncelikle şunu netleştirmek gerekir: Topkapı Sarayı’ndaki asa, müze dekoru niyetiyle sonradan üretilmiş modern bir kopya değildir. Geleneğe göre bu emanet, Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır Seferi’nin ardından İstanbul’a getirilen ve daha önce Memlükler ile Abbasiler döneminde de “Musa’nın Asası”...

Yapay Zekâ Çağında Hukuki Analiz ve İçtihat Aramanın Geçirdiği Dönüşüm

Hukuk, tarih boyunca insan muhakemesinin en sofistike biçimlerinden birini temsil etmiştir. Bir davada emsal aramak, benim neslim için kütüphanede yan yana yeşil Yargıtay Kararları dergilerini tek tek elden geçirmekle yapılırdı. Bugünkünden öte bu faaliyette fiziksel bir çaba da vardı. Hızlı tarama sonunda ayrılan dergiler ise daha ayrıntılı okunur, yüzlerce içtihat arasından doğru kararı bulmak, gerekçelerinin ince nüanslarını yakalamak için yoğun çaba sarf edilirdi. Bunlar hala avukatlık mesleğinin özünü oluşturan en temel zihinsel faaliyetlerdir. Son yirmi yılda avukatlar, ciltler arasında yol alan kütüphane araştırmacılığından, dijital arama motorlarının kullanıcılarına dönüştüler. Lexpera , Kazancı, Sinerji Mevzuat ve İçtihat gibi platformlar, hukuki araştırmayı çoktan dijitalleştirdi; kelime tabanlı arama sistemleri, avukatlara saniyeler içinde binlerce içtihada erişim sağladı. Ancak şimdi, yapay zekâ destekli yeni nesil platformlar, bu yerleşik düzeni de temelden sarsıyor. Pe...